Fatih Sultan Mehmet öldü mü?

0
797

Hemen yazının başlığına bakıp tabelaya göre maç yorumlayan yazarlar gibi evet ya da hayır demeyin. Başlıkta sorulan sorunun cevabını, ölmedi, kalbimizde yaşıyor diye cevaplamayacağım. Tamamen bilimsel veriler ışığında ele alacağımız bir konu olacak.

Yazıyı daha ilginç kılmak adına da soruyu hemen yanıtlamak istiyorum. Hayır ölmedi. Bildiğin kanlı canlı hayatta…

Nasıl mı?

Zaten yazının temel noktası burası. Bize göre geçmişte yaşamış, ölmüş ve hatta kemikleri bile toprak olmuş birisinin nasıl olur da fiziksel olarak ölmediği açıklamaya çalışacağım.

Evrenin büyüklüğünü anlamak

Basit ortaokul bilgilerimizle konuya başlayalım. Dünya bir gezegendir. Kendisi ışık yaymaz. Güneş bir yıldızdır ve bununla beraber ısı ve ışık yayar.

Güneşteki ısı ve ışık dünyaya ulaşır. Böylece dünya ısınır ve aydınlanır. Güneşte açığa çıkan ışık, dünyaya 8 dakika 16 saniyede ulaşır. Burada farklı rakamlar veriliyor olabilir. Bu da dünyanın güneşin etrafında döndüğü yörüngenin tam daire şeklinde olmamasından kaynaklanıyor.

Bu rakam bize fazla bir şey ifade etmiyor olabilir. Fakat 8 dakika 16 saniyede ne kadar yol kat ettiğini kabaca hesaplayalım.

Işığın boşlukta yani uzaydaki hızı saniyede 299.792.458 metredir. Diğer bir deyişle ortalama saniyede 300bin km olarak da ifade edebiliriz. Basit bir hesap ile dünya ile güneşin arasındaki mesafenin 149 milyon km olduğunu söyleyebiliriz.

Mesafenin ne kadar uzak olduğunu daha iyi idrak edebilmek için şöyle bir varsayımda bulunalım.

Ses hızından daha hızlı uçaklar olarak bilinen ve yolcu taşımacılığından kaldırılan Concorde uçakları ile bu yola çıksak ne kadar sürede güneşe ulaşabiliriz?

Concorde uçakları saatte 2bin 150 km hız yapabiliyor. Seyir hızı olarak biz bunu 2bin km olarak ele alacağız. Hemen belirtmek isterim bu arada bu uçakların maksimum menzili 7 – 8 bin km den fazla değil. Yine de hiçbir şekilde yakıt ikmali gerekmediğini ve sabit 2bin km hızla gittiğimizi var sayarsak kaba bir hesap ile 8 yılda ancak güneşe ulaşabilirdik.

Bir uzay mekiği ile bu yolu gitmeye kalksak bu süre 100 güne kadar inebilir. Burada uzay mekiklerinin saatte 58 bin km yol alabildiğini de belirtelim.

Rakamlar bu denli büyük olduğu için bilim insanları uzayda gezegenler ve yıldızlar arasındaki mesafeyi ölçmek için ışık hızı birimi kullanır. Genelde de galakside bulunan yıldızlar ve gezegenler için ışık yılı olarak ifade edilen rakamlar verilir.

İçerisinde bulunduğumuz ve Samanyolu adı verilen galaksi evrende bulunan milyarlarca galaksiden sadece birisi. Evrende bilinen tahmini 100 milyar galaksinin olduğu söyleniyor. Peki, Samanyolu galaksisi ne kadar büyük derseniz, uzunlamasına 100bin ışık yılı ve enlemesine 30-40 bin ışık yılı büyüklüğünde olduğunu söyleyebilirim. kalkın da ölçün mü derseniz bunun bir metodolojisinin olduğunu söylemem gerekiyor.

Dünyanın sadece Samanyolu galaksisi içerisindeki yerini anlamak için ise şöyle bir kıyaslama yapabiliriz. Dünyanın ekvator bölgesindeki çevre uzunluğu yaklaşık 40bin km. Başka bir deyişle ışık bir saniyede dünyanın çevresini 7-8 kez dolanabilecek hıza sahip ve Samanyolu 100bin ışık yılı genişliğinde ve bu galaksilerden bilinen yaklaşık 100 milyar adet mevcut.

Bu bilgiler Fatih Sultan Mehmet’in neden hala yaşadığını açıklamak için gerekli olan bilgilerin sadece bir bölümü.

Işık sadece dünyamızı aydınlatmıyor

Göz, görmemizi sağlayan organımız olarak bilinse de tam olarak değil. Asıl görme işlemini beynimizle gerçekleştiriyoruz. Gözümüz ise bir mercek hatta lens görevi görüyor. Yani dışarıdan gelen ışığı süzerek beynimize iletmeye yarayan organımız.

Burada anahtar kelime yine ışık. Işığın olmadığı yerde görmemizde söz konusu olmaz. Her ne kadar ışık miktarına bağlı olarak değişse de bu durum, ortamda hiç ışık yok ise görme işlevi yerine getirilemez.

Gözlerimiz de lens gibidir dedik. Lenslerin görevi de ışığı toplamaktır. Açık bir havada daha fazla yıldız görmemiz, şehir dışında gökyüzünde daha fazla ışık görmemiz de bu yüzdendir. Işık kaynakları ne kadar güçlü olursa arada ne kadar az engel bulunursa görme işlevi o kadar iyi gerçekleştirilir.

Bu yüzden dünyada gözlem yapılan istasyonlar genelde kuru havası olan ve yüksek yerlere kurulurlar. Suyun altında ışık bize mesafe konusunda doğru sonuçları vermediği gibi atmosferdeki bir takım gazlar da gözlemlerde doğru bilgileri vermeyebilir.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen dünyadan uzayın derinliklerindeki yıldızları gözlemleyebiliyor ve uzaklıklarını ölçebiliyoruz.

İşte can alıcı nokta, Fatih nasıl olur hayatta olabilir?

Yıldız ve gezegenlerin bizden uzaklıklarını da bu rakamsal büyüklükleri basitleştirmek adına ışık yılı olarak ölçtüğümüzü söylemiştim.

İşte burada Einstein devreye giriyor. Einstein, Özel Görelilik olarak da bilinen İzafiyet Teorisi’nde (Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerine bir önceliği yoktur) aslında bundan bahsediyor. Zamanın insanlara göre farklı olduğunu, farklı işlediğini anlatan bu teoriye göre; dünyadan yaklaşık 431 ışık yılı uzaklıkta bulunan Kutup Yıldızlarının bulunduğu bölgeden, tam şu anda, dünyayı seyredilebilecek bir teleskop ile bize bakıldığında dünyanın 1600’lü yıllarını göreceklerdir.

İşte biraz daha geriden birisi(!) bu gözlemi tam şu anda yapıyor olsa, belki de henüz Fatih unvanını almamış, Sultan Mehmet’in Bizans surlarının önündeki çabasını kanlı, canlı şekilde görüyor olacak.

Size de garip gelmiyor mu? Ancak gerçek bu. Hem de gerçeğin ta kendisi.

Çünkü bu görüntülerin iletilebilmesi için ışık gerekli. Ve ışık bu görüntüleri ancak bahsettiğimiz yerlere bu sürede taşıyabilir. Zaten bizde baktığımızda asıl adı Polaris olan bu yıldızın 431 (bazı kaynaklara göre 432) yıl önceki ışığını görüyoruz.

1977 yılında uzaya gönderilen Voyager 1 adlı uzay mekiği, evrende saniyede 17 kilometre hızla yol almaktadır. Türkçe ‘gezgin’, ‘seyyah’ anlamına gelen bu mekik bu güne kadar dünyadan 20 Milyar km den daha fazla uzaklaşmıştır. Başka bir deyimle ışığın bir günde alabileceği mesafeden daha az…