Leblebi Tozu ve Selahattin Demirtaş

0
853

Orhan Veli’nin dediği gibi yaş otuz beş. Sağlıklı bir dünya da yaşasak yolun yarısı da diyeceğim ama o satıra geçmek büyük cesaret ister.

Geleceğe güvenle bakamadığım zamanlar hep geçmişe bakarım. Geçmişte yaşadığım tatlı ve bir o kadar güzel anılarımız vardır. Hele geçmişte çocuk olduğumuz için saftır, temizdir anılarımız.

Çok ta masumdur.

Şimdiki gibi her boş bulunan yere bina dikme derdi olunmayan zamanlardan bahsetmek istiyorum, çok değil yirmi – yirmi beş sene öncesi.

Taşlardan boş arsalarda kaleler kurup plastik topla arkasından koşardık. İçimizdeki en zengin ailelerin bizden farkı çocuklarında meşin dediğimiz türde toplarının olmasıydı.

Bakkallar vardı. Gerçekten mavi önlüklü bakkallardan alış veriş yaptık. Bakkala girince gözümüz ilk şekerleme, çikolata veya leblebi tozlarının olduğu raflarda olurdu.

Akşam eve gidince ya yanağımızda çikolata lekesi olurdu veya top oynarken düştüğümüz için kolumuzda ayağımızda yara bere olurdu.

Sopalarla birbirimizi kovalamaz bunun yerine çelik çomak oynardık.

En kanlı silahlarımız bile mantar tabancasını geçmezdi ve ya en fazla birbirimize mermi değil su sıkardık.

Kendimizce oyunlar icat ederdik. Bakkaldan leblebi tozu alır, avuç dolusu ağımıza atardık. Dudaklarımız, ağızımız leblebi tozu içinde kalmasına rağmen ıslık çalmayı denerdik.

Olmazdı, çalamazdık ama eğlenirdik. Birbirimize bakar gülerdik.

Şimdi ise devir çok değişti.

İç çektiğim şey çocukların leblebi tozu yiyip ıslak çalmak yerine, tabletlerde telefonlarda oyun oynamaya çalışması değil.

Tetik çeken, eline yüzüne, ağızına kan bulaştıranların barış söylemleri içeren nutuklar atması.

Mesela Selahattin Demirtaş.

Ellerine, yüzüne ve ağızına kan bulaşmış bu adam, sanki bu kan değil, bizim çocukluğumuzda yüzümüze bulaşan leblebi tozuymuş gibi kameraların karşısına geçip, bizim ıslık çalmaya çalıştığımız gibi barıştan söz etmeye çalışıyor.

Biz ne kadar ıslık çalamıyorsak bu adam da barıştan söz etmeye beceremiyor. Dün biz leblebi tozu ile eğlenirken bu adam söylemleri ve yapılanlar ile bizimle eğleniyor.

Ama artık biz eğlenmiyoruz. Hem de gülemiyoruz.